Muaraza Giderilmesi ve SGK Medula Eczacı Sorumluluğu
I. Karar Künyesi
Mahkeme: YARGITAY 3. Hukuk Dairesi
Esas No: 2024/4161
Karar No: 2025/3727
Tarih: 01-07-2025
II. Giriş ve Hukuki Kavramsal Çerçeve (ANSİKLOPEDİK BÖLÜM)
Bu Yargıtay kararı, Türk hukuk sisteminde ‘muarazanın giderilmesi’ davasının niteliğini, eczacılık hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile olan ilişkisini düzenleyen protokollerin yorumunu ve Medula sistemine yapılan usulsüz müdahalelerden doğan hukuki sorumlulukları, emsal teşkil edebilecek derinlikte ele almaktadır. Karar, özellikle idari yaptırımların uygulanmasında ‘lehe mevzuatın’ tespiti ve ceza hukuku ile idare hukuku arasındaki bağımsızlık prensibinin somut bir olayda nasıl tezahür ettiğini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Muarazanın giderilmesi davası, hukukumuzda genel olarak bir tespit davası niteliği taşır ve hukuki bir belirsizliğin veya tartışmanın yargı yoluyla ortadan kaldırılmasını, bir hukuki durumun veya hakkın varlığının ya da yokluğunun kesin olarak belirlenmesini amaçlar. Bu dava türü, genellikle taraflar arasında hukuki bir ilişki veya durum hakkında anlaşmazlık (muaraza) bulunması ve bu anlaşmazlığın giderilmesi için başka bir eda veya tespit davası açma imkanının olmaması durumunda başvurulan özel nitelikli bir yoldur. Somut olayda, eczacı hakkında SGK tarafından tesis edilen idari işlemin (cezai şart ve sözleşmenin feshi) hukuka aykırılığı iddiasıyla bu işlemin iptali ve dolayısıyla bu işlemin yarattığı hukuki belirsizliğin ve uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir. Muaraza, taraflar arasında süregelen ve belirsizlik yaratan bir hukuki tartışma veya çekişmedir. Bu davanın kabul edilebilmesi için, davacının bir hukuki menfaatinin bulunması, muarazanın gerçek olması ve davanın giderilmesinin davacıya fiili bir yarar sağlaması gerekmektedir. Mahkemeler, bu tür davalarda, tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaları, ilgili mevzuat hükümleri ve somut olayın özelliklerini derinlemesine inceleyerek bir sonuca ulaşır.
SGK ile eczacılar arasındaki ilişki, Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacılar Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokoller (Eczane Protokolleri) ile düzenlenmektedir. Bu protokoller, eczacıların SGK mensubu hastalara ilaç temin etme süreçlerini, faturalandırma usullerini, ilaç raporlarının geçerliliğini ve eczacıların bu süreçteki yükümlülüklerini detaylı olarak belirler. Protokoller, taraflar arasında bir sözleşme niteliğinde olup, aynı zamanda idari düzenleyici işlemlerle de desteklenmektedir. Medula sistemi ise, SGK’nın ilaç harcamalarını kontrol etmek, reçeteleri elektronik ortamda takip etmek ve eczanelerle yapılan işlemleri denetlemek amacıyla kurduğu merkezi bir bilişim sistemidir. Medula, reçetelerin eczaneler tarafından sisteme girildiği, ilaçların hastaya verildiği ve faturalandırma işlemlerinin yapıldığı bir platformdur. Bu sistemdeki verilerin doğruluğu ve güncelliği, hem kamu maliyesinin korunması hem de sağlık hizmetlerinin düzenli işlemesi açısından kritik öneme sahiptir.
Kararda bahsi geçen ‘cezai şart’, sözleşme hukukunda bir borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde ödenmesi kararlaştırılan ek bir edim iken, burada SGK ile eczacılar arasındaki protokol hükümlerine aykırılık halinde uygulanan bir idari yaptırım niteliğindedir. Bu yaptırımın amacı, eczacıların protokol hükümlerine uygun davranmasını sağlamak ve olası ihlalleri caydırmaktır. İdari yaptırımlar, idarenin kamu düzenini sağlamak amacıyla kanunlara dayanarak tesis ettiği tek taraflı işlemlerdir. Bu yaptırımların hukuka uygunluğu, kanunilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde idari yargı denetimine tabidir.
Eczane çalışanı tarafından reçete tarihlerinin Medula sistemine erken girilmesi suretiyle rapor süresinin dolmuş olmasından kaynaklı bir uyumsuzluğun ‘uyumlu hale getirilmesi’ eylemi, aslında Medula sisteminin işleyişini manipüle etmeye yönelik bir girişim olarak kabul edilmektedir. Bu tür eylemler, yalnızca teknik bir hata olmaktan öte, SGK’nın denetim mekanizmalarını aşmaya yönelik kasıtlı bir müdahale olarak değerlendirilmekte ve ciddi hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Zira, Medula sistemine girilen verilerin gerçeği yansıtması, kamu kaynaklarının doğru kullanılması ve suistimallerin önüne geçilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, eczacıların ve eczane çalışanlarının Medula sistemine ilişkin sorumlulukları, yalnızca teknik bilgi yeterliliğiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda dürüstlük ve güvenilirlik ilkelerine bağlı kalmayı da gerektirmektedir.
III. Dava Süreci ve Yargılama Aşamaları
Uyuşmazlık, davacı eczacı hakkında davalı SGK tarafından 22.12.2011 tarihli bir işlemle başlatılmıştır. SGK, 2009 yılı Protokolü’nün ilgili maddeleri uyarınca (6.3.15. reçetede tahrifat, 6.3.19. sahte reçete faturalandırılması, 6.3.24. yönlendirme) eczacıyı sözleşmenin feshi ve cezai şart tahsili ile sorumlu tutmuştur. Davacı eczacı vekili ise, reçetedeki değişikliğin kendisine zarar verme kastıyla başkası tarafından yapıldığını ileri sürerek SGK işleminin iptalini ve muarazanın giderilmesini talep etmiştir.
Davalı SGK vekili, Kurum işleminin yasal mevzuata ve sözleşmeye uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi, davacı eczacının ceza yargılamasından beraat ettiğini ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda kesintinin yerinde olmadığı kanaatinin belirtildiğini gerekçe göstererek davanın kabulüne karar vermiştir. Bu karara karşı davalı SGK vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi, davalı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bu karara karşı da davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 25.05.2023 tarihli ilk bozma kararında, eczane çalışanı tarafından reçetenin yazıldığı tarihten daha erken bir tarihin Medula sistemine girilerek rapor ile reçetenin uyumlu hale getirildiği tespitiyle davacı hakkında cezai işlem uygulanmasının yerinde olduğunu belirtmiştir. Ancak ceza miktarının belirlenmesinde, lehe olan 2020 yılı Protokolü hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesi, bozma kararında belirtilen esaslar doğrultusunda ve hükme esas alınan bilirkişi raporu ışığında, 2020 yılı Protokolü’nün lehe olan hükümlerini uygulayarak davanın kısmen kabulüne ve 22.12.2011 tarihli Kurum işleminin kısmen iptali ile cezai şarttan kaynaklı kesintinin 39.327,75 TL’lik kısmının davacıya iadesine karar vermiştir. Bu yeni karara karşı hem davacı hem de davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Yargıtay, nihai kararında, İlk Derece Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği kararın hukuki esaslara uygun olduğunu, bozma kararının kapsamı dışında kalan hususların incelenmesinin mümkün olmadığını ve bilirkişi raporunun açık, anlaşılır ve denetime elverişli olduğunu belirterek, taraf vekillerinin temyiz itirazlarını reddetmiş ve İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA karar vermiştir.
IV. İlgili Mevzuat ve Kanun Maddelerinin Analizi
Bu kararda, birden fazla hukuki disiplinin kesiştiği noktalar bulunmaktadır. Öncelikle, davanın temelini oluşturan idari yaptırım ve muarazanın giderilmesi talebi, idare hukuku ve medeni usul hukuku prensipleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.
- Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacılar Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokoller (2009 ve 2020 Protokolleri): Bu protokoller, eczacılar ile SGK arasında ilaç temin hizmetlerinin şartlarını düzenleyen özel sözleşmelerdir. Kararda, 2009 yılı Protokolü’nün 6.3.15. (reçetede tahrifat), 6.3.19. (sahte reçete faturalandırılması) ve 6.3.24. (yönlendirme) maddeleri uyarınca davacı eczacı hakkında cezai işlem tesis edildiği belirtilmiştir. Bu maddeler, eczacıların mesleki faaliyetlerini icra ederken uymaları gereken temel etik ve yasal kuralları ortaya koyar. Protokoller, bir kamu kurumu ile özel meslek örgütü arasında imzalanan ve taraflar açısından bağlayıcılığı olan, kanunların verdiği yetkiye dayanarak çıkarılan düzenleyici işlemlerdir. Özellikle, Yargıtay’ın ilk bozma kararında “lehe olan 2020 yılı Protokolü değerlendirilerek belirlenecek ceza miktarı üzerinden hüküm kurulması gerektiği” yönündeki tespiti, idare hukukundaki ve ceza hukukundaki ‘lehe kanun/düzenleyici işlem’ ilkesinin idari yaptırımların uygulanmasında da dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Bu ilke, bir fiilin işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren ve fiilin cezasını azaltan veya ortadan kaldıran normun uygulanmasını ifade eder. Bu, idarenin takdir yetkisinin mutlak olmadığını, hukuka ve hakkaniyete uygun olarak kullanılması gerektiğini vurgular.
- Medula Sistemi: Doğrudan bir kanun maddesi olmamakla birlikte, Medula sistemi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bilişim altyapısının temelini oluşturur ve ilaç temin süreçlerinin elektronik ortamda şeffaf ve denetlenebilir bir şekilde yürütülmesini sağlar. Sisteme girilen verilerin doğruluğu ve gerçeği yansıtması, eczacıların temel yükümlülüklerinden biridir. Kararda, eczane çalışanı tarafından reçete tarihlerinin manipüle edilerek rapor ile reçetenin ‘uyumlu hale getirilmesi’ eylemi, Medula sisteminin güvenilirliğini zedeleyici bir davranış olarak kabul edilmiş ve cezai yaptırımın gerekçelerinden biri olarak gösterilmiştir. Bu durum, teknolojik araçların kullanımında mesleki etik ve hukuki sorumluluğun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 369 ve 370: Bu maddeler, temyiz incelemesinin esaslarını düzenler. HMK m. 369, Yargıtay’ın temyiz incelemesinde sadece hukuki yönden inceleme yapacağını, vakıa incelemesinin esasen ilk derece ve istinaf mahkemelerine ait olduğunu belirtir. HMK m. 370 ise, Yargıtay’ın temyiz edilen kararı ya onama ya da bozma şeklinde sonuçlandıracağını düzenler. Somut olayda Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği kararı hukuki esaslar yönünden denetlemiş ve bozma kararında belirtilen hukuki esaslara uygunluğunu teyit etmiştir. Bu durum, yargılamanın birliğini ve hukuki istikrarı sağlama işlevini gözler önüne sermektedir. Yargıtay, bozma kararı ile ulaşılan hukuki çerçeveye mahkemenin uyup uymadığını incelemiş, bu çerçeveye uygun hareket edildiğini tespit ederek kararı onamıştır.
- Ceza Hukuku ile İdare Hukuku Arasındaki İlişki: Davacı eczacının ceza yargılamasından beraat etmesine rağmen idari yönden cezalandırılmasına yönelik itirazı, hukukumuzdaki ceza yargılaması ile idari yargılamanın bağımsızlığı prensibine işaret eder. Kural olarak, ceza mahkemesinin beraat kararı, idari makamları her zaman bağlamaz. Zira, ceza hukuku bir eylemin ‘suç’ olup olmadığını incelerken, idare hukuku aynı eylemin ‘idari kural ihlali’ olup olmadığını ve idari yaptırım gerektirip gerektirmediğini değerlendirir. İdari kural ihlalinin tanımı ve unsurları, ceza hukuku suç tanımından farklılık gösterebilir. Ancak, ceza mahkemesinin bir eylemin hiç işlenmediği veya sanığın o eylemi yapmadığı yönündeki kesin maddi tespitleri, idareyi bağlayıcı niteliktedir. Somut olayda Yargıtay, eczane çalışanının Medula sistemi üzerinden yapılan usulsüz işlemi gerçekleştirdiğini sabit görerek, ceza mahkemesindeki beraat kararının idari yaptırıma engel olmadığını zımnen kabul etmiştir. Bu da, idari sorumluluğun doğması için her zaman ceza hukuku anlamında bir suçun varlığının şart olmadığını gösterir.
V. Konuyla İlgili Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Muarazanın giderilmesi davası tam olarak nedir ve hangi durumlarda açılabilir?
Cevap: Muarazanın giderilmesi davası, genellikle hukuki bir ilişkinin veya durumun varlığı ya da yokluğu hakkında taraflar arasında çıkan bir çekişme veya belirsizliğin, mahkeme kararıyla kesin olarak ortadan kaldırılması amacıyla açılan bir tespit davası türüdür. Bu dava, mevcut bir hukuki belirsizliğin, davacının hukuki menfaatini doğrudan etkilemesi ve bu belirsizliğin giderilmesi için başka bir dava yolunun pratik veya yeterli olmaması durumunda gündeme gelir. Örneğin, bir idari işlemin hukuka aykırılığı nedeniyle iptali isteniyorsa ve bu işlem bir hukuki belirsizlik yaratıyorsa, muarazanın giderilmesi talebiyle dava açılabilir. Temel amaç, hukuki barışı sağlamak ve taraflar arasındaki hukuki tartışmayı yargı yoluyla netleştirmektir.
Soru 2: Eczacıların SGK ile olan ilişkisinde ‘protokol’lerin hukuki niteliği ve bağlayıcılığı nedir?
Cevap: Eczacılar ile SGK arasındaki protokoller (Eczane Protokolleri), 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili mevzuatı çerçevesinde, Türk Eczacıları Birliği ile SGK arasında imzalanan hukuki metinlerdir. Bu protokoller, eczane hizmetlerinin SGK mensubu hastalara sunulmasında uyulması gereken kural, koşul ve yükümlülükleri detaylı olarak belirler. Hukuki nitelikleri itibarıyla, bir yandan idari düzenleme niteliği taşırken, diğer yandan eczacılar ve SGK arasında bir sözleşme çerçevesi oluştururlar. Bu protokoller, eczacılar için bağlayıcı olup, bu protokollere aykırı davranışlar idari yaptırımlara (cezai şart, sözleşme feshi vb.) tabi tutulabilir. Protokoller, kamu hizmeti niteliğindeki eczacılık hizmetlerinin düzenli, şeffaf ve hukuka uygun yürütülmesini sağlamayı amaçlar.
Soru 3: Medula sistemine yanlış/hatalı bilgi girilmesi durumunda eczacının hukuki sorumluluğu ne olur?
Cevap: Medula sistemi, SGK’nın ilaç harcamalarını kontrol ettiği ve reçeteleri elektronik olarak takip ettiği merkezi bir bilişim sistemidir. Bu sisteme doğru ve güncel bilgi girilmesi, eczacının temel mesleki yükümlülüklerinden biridir. Yanlış, hatalı veya manipüle edilmiş bilgi girilmesi (örneğin, süresi dolmuş bir raporu geçerli göstermek için reçete tarihini değiştirmek), ciddi hukuki sorumluluklar doğurur. Bu tür eylemler, öncelikle SGK ile yapılan protokollerin ihlali anlamına gelir ve idari yaptırımlara (cezai şart, sözleşmenin feshi, ilaç bedellerinin geri alınması) yol açabilir. Ayrıca, bu eylemlerin niteliğine göre Türk Ceza Kanunu kapsamında dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik gibi suçları da oluşturabilir. Eczacı, eczane çalışanlarının Medula sistemine yaptığı usulsüz girişlerden de, denetim ve gözetim yükümlülüğü çerçevesinde sorumlu tutulabilir.
Soru 4: Ceza mahkemesinden beraat eden bir eczacıya idari para cezası veya cezai şart uygulanabilir mi?
Cevap: Evet, ceza mahkemesinden beraat kararı verilmiş olsa dahi, idari yargılamada aynı eylemden dolayı idari para cezası veya cezai şart uygulanması mümkündür. Bunun temel nedeni, Türk hukuk sisteminde ceza yargılaması ile idari yargılamanın bağımsız prensibine dayanmasıdır. Ceza hukuku, bir eylemin ‘suç’ teşkil edip etmediğini ve kamu vicdanı nezdindeki ağırlığını değerlendirirken; idare hukuku, aynı eylemin idari düzenlemelere (örneğin SGK protokollerine) aykırılık teşkil edip etmediğini ve idari yaptırım gerektirip gerektirmediğini inceleler. Bir eylemin ceza hukuku anlamında suç olmaması, idari düzenlemelere aykırı olmadığı anlamına gelmez. Ancak, ceza mahkemesinin kesinleşmiş bir hükmüyle, bir eylemin hiç işlenmediği veya sanığın o eylemi yapmadığı yönündeki maddi tespitler, idari yargıyı ve idareyi bağlar. Bunun dışındaki beraat gerekçeleri (örneğin, kast unsurunun oluşmaması, delil yetersizliği), idari sorumluluğun doğmasına engel teşkil etmeyebilir.
VII. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Yargıtay’ın bu kararı, sağlık hizmeti sunumunda Medula sisteminin işleyişine, eczacıların ve eczane çalışanlarının sorumluluklarına ve Sosyal Güvenlik Kurumu ile imzalanan protokollerin titizlikle uygulanmasına yönelik önemli hukuki ilkeleri pekiştirmektedir. Karar, özellikle reçete tarihlerinin manipüle edilerek rapor sürelerinin dolmasının gizlenmesi gibi eylemlerin idari yaptırımlara yol açacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu tür eylemlerin ‘uyumlu hale getirme’ adı altında yapılsa dahi, Medula sisteminin temel prensiplerine ve kamu menfaatine aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Yargıtay, idari yaptırımın hukuka uygunluğunu teyit ederken, cezanın belirlenmesinde ‘lehe mevzuat’ ilkesinin (somut olayda 2020 yılı Protokolü) uygulanmasının önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Bu durum, idarenin takdir yetkisinin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde sınırlı olduğunu ve vatandaş lehine olan düzenlemenin tatbik edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, ceza yargılamasındaki beraat kararının idari yaptırımın uygulanmasına mutlak engel teşkil etmediği ilkesi de bu kararla somutlaşmıştır; zira ceza hukuku ile idare hukuku arasındaki bağımsızlık prensibi, her iki alanın kendi özel amaçları ve normatif yapıları doğrultusunda farklı sonuçlara ulaşabilmesine imkan tanımaktadır.
Sonuç olarak, bu karar, eczacılık sektöründe faaliyet gösteren tüm paydaşlar için, başta Medula sistemi olmak üzere, SGK ile olan ilişkilerde azami dikkat ve hukuka uygunluk ilkesine bağlı kalmanın hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır. Yargıtay, eczacıların yalnızca mesleki bilgi birikimiyle değil, aynı zamanda idari ve sözleşmesel yükümlülüklerine titizlikle uyarak kamu hizmeti sorumluluğunu yerine getirmeleri gerektiğini bu kararıyla teyit etmiştir. Bu kararın emsal niteliği, benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olacak ve SGK ile eczacılar arasındaki ilişkilerin daha şeffaf ve güvenilir bir zeminde yürütülmesine katkı sağlayacaktır.